Devlet babanın yoksul çocukları ve paralı sigorta


TÜİK, dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi Türkiye’deki yurttaşların yüzde 16,9’unun yoksulluk sınırının altında yaşadığını yani basbayağı “yok”sul olduklarını söylüyor.

Vur bu oranı 75 milyona; tam 12.675.000 kişi!
İhtiyar, bakıma muhtaç, kimsesiz, işsiz ve parasız…

Peki, söyleyin bakalım; devlet “Yoksulluk sınırı”nın altında yaşayan bunca insanımızın gerçekten sığınabileceği en son kapı ya da günlük dilde onların babası mıdır?
Evet, babasıdır.
Aslında en başta da onların babasıdır tabii; parası olan nasıl olsa her şekilde “babalanır”.

***
2006 Yılından bu yana uygulamaya çalışılan “Genel Sağlık Sigortası” nihayet 2012 yılı başında hayata geçirildi.
Yeni dönemde kimse sağlık sigortasız kalmayacak yani devletimiz herkesi bu uygulamayla sağlık sigortası şemsiyesi altına alıyor.
Ne güzel değil mi?
Herkese hastane, herkese tedavi, herkese ilaç.
Ama bir şartla:
Yasanın öngördüğü tarifeye göre birilerinin az da olsa “prim”ini ödemesi şartıyla.

Ya parası yoksa?
Hiç parası yoksa tamam, ısrarın anlamı yok; ama biraz parası varsa işte onun içinden bir kısmını devlete prim olarak ödemesi koşuluyla.
Vermezse, veremezse ya da “Bırakın beni, yararlanmak bile istemiyorum” dese?
Mazeret yok, istese de istemese de primini ödeyecek!
“Reform yaptık ya, nankörlüğün anlamı yok!
Ödemedin, istemedin, iyilikten anlamadın; al sana ceza!

Kim bunlar mesela?
5510 Sayılı yasa diyor ki; bir ailenin toplam geliri, ailedeki kişi sayısına bölündüğünde eğer adam başına düşen para o tarihte geçerli asgari ücretin üçte birinden yukarı ise “prim” ödenecek.
Yani kaç paradan yukarı ise?
-295,5 TL’den.
Kaç para prim ödenecek?
-Bunun yüzde 12'si kadarı yani 35 lira 46 kuruş.

İyi de devletin tanımına göre -2011 Aralığındaki fiyatlara göre- aylık 784 liranın altında gelir elde eden her kişi için biz; fakir-fukara, garip gureba anlamında “bunlar yoksuldur” demiyor muyuz?
Bu durumda aylık geliri 295,5 lira ile 784,- lira arasında yer alan insanlar “yok”sul olmalarına rağmen sağlık primi ödemek zorunda bırakılmıyor mu?
-Evet, kanunda öyle diyor…

Peki o zaman devlet “herkesi sağlık sigortası kapsamına alıyorum” derken, sağlık hizmetinden ister yararlansın ister yararlanmasın, yoksulluk içinde debelenenleri bile bu işin içine sokmuyor mu?
Girmem diyenlere “sen öyle zannet, biz seni kapsama aldık bile, ödemezsen cezayı otomatikman hesabına yazar yine de alırız” demiyor mu?

***
Sosyal Güvenlik Sigortası, Türkiye’nin IMF’e verdiği 26 Nisan 2005 tarihli “Niyet Mektubu”nda sözü verilen ama ancak 2012’de uygulama imkanı bulan “niyet”lerinden biridir.
Hükümet uluslararası sermayeye güven verebilmek için; bu mektupta da, her zamanki gibi kamu harcamalarını nasıl düşüreceğini, borç faizlerini bu şekilde nasıl da kolayca ödeyebileceğini, bu konuda alacağı tedbirlerin neler olduğunu anlatıyordu. 

Şimdi insan sormadan edemiyor:
Haydi hiç parası olmayana bir şey yok; zaten istesen de cepte metelik yok.
Çalışanlar bildiler bileli zaten primini ödüyor.
Emeklilerin durumu belli.
Paralının umurunda değil,
Peki o IMF’e yazılan niyet mektuplarındaki cari açıklar, “kara delik” ler, bütçe açıkları; yukarıda belirttiğimiz gibi arada kalan “az gelirliler”in aylık 295,5 lira ile 784 lira arasındaki gelirleri üzerinden alınan sağlık primleri ile mi kapatılacak?

“Evet, aynen öyledir” diyenler varsa, çok gülerim hallerine.