Niccolo machiavelli  ile siyasi ittifaklar üzerine sohbet


Şu Floransa’lı politikacı Niccolo Machiavelli’yi bilir misiniz?
Hani şu “Makyavelizm”
denen siyasi tavrın yaratıcısı.
Yaşamını çok önceleri, taa 1527 yılında noktaladığı için onu sadece “Hükümdar/Prens” adlı kitabı dolayısıyla tanıdım.
Ama ölümünün üzerinden geçen beş yüz yıla yakın süre, bizim onunla zaman zaman günlük olaylar üzerine karşılıklı fikir alış verişinde bulunmamıza engel olamadı.
Bu seferki sohbetimiz siyasette “ittifaklar” ya da politikacı diliyle söylemek gerekirse “dostluklar” üzerine idi.

-Ortalık yine karma karışık Bay Machiavelli…
Kim kimin dostu, kim kime karşı, hangi ittifaklar kime ne getirecek hiç belli değil.
Söylesene, şu siyasette kim kiminle ittifak yapmalı sence?

- Bir üçüncüye saldırmak için -zorunlu kalmadıkça- kimse kendinden daha kuvvetli bir ikinciyle ittifak yapmamalıdır; zira birlikte kazanılan “zafer” onu bu sefer daha kuvvetli olanın insafına terk eder. Her şeyden önce, bir başkasının insafına mahkûm olmaktan kaçınılmalıdır.

-Yani bileğini bükemeyeceğinle ittifaka girersen kazandığın zaman bile aslında kaybedersin mi diyorsun?
-Aynen öyle.

- Niccolo, daha zayıf olanla ittifakı doğru kabul ediyorsun ya… Peki o daha zayıf olanlardan sadece biri değil de bir kaçı ile aynı anda ittifak yapmaya ne diyorsun?
-Aman o söylediğim yanlış anlaşılmasın, zayıflar bir araya geldiklerinde ayrı bir kuvvet oluşturacak olanlarsa, onlarla da ittifak etmek yanlış ve tehlikelidir. Çünkü onlar da kendi aralarında aynı şeyi düşünüp bu kez kuvvetli olan sana karşı her an birleşebileceklerdir.

-Yani tek tek başa çıkılabilecek gibi olsa da, bir araya geldiklerinde aralarında sana karşı kuvvetli bir cephe oluşturabilecek olanlarla asla ittifaka girilmemelidir.
-Evet, doğru anlamışsın…


*
Enteresan şeyler söyledi Niccolo.
Düşündüm; O yıllarda bir türlü siyasal birliğini sağlayamayan İtalya’nın siyasetçileri için doğru olan bu düşünceler acaba bizde de geçerli olabilir miydi?
Özellikle bu günün siyaseti ve siyasetçiler açısından…

-Örneğin, siyasetçi “güç” olarak kendinden zayıf da olsa her ittifak ettiği siyasetçi ile kuvvetler birliğini sağlasa da, “siyasi düşünce” açısından bir birlik sağlayabilir mi?
-Her ittifak, -bu ittifakın gereği olarak - gösterilecek siyasi tavırlarda yeni bir “açılım” gerektirmez mi?
-Her açılım giderek o siyasetin temel çizgisinden biraz daha uzaklaşma değil midir?
-İttifaklar genişledikçe güç daha “çok ortaklı”  bir yapıya bürünüp, siyasi düşünce ve söz birliği daha bulanıklaşıyor değil midir?
Acaba yaşayıp gördüğümüz siyasi ittifaklar bu endişelere rağmen yine de başarılı olup şimdiki iktidar dengelerini değiştirebilir mi?
*

Yeniden sordum:
-Peki, sen şimdi bu bizim yaşadığımız durumlar için ne söyleyeceksin Niccolo?
(Niccola bizim hala Osmanlı dönemini yaşadığımızı, başta bir padişahın bulunduğunu sanaraktan  anlatıyor tabii)
-Bütün devletler iki farklı biçimde yönetilmişlerdir: Ya başta (sizinki gibi) mutlakiyetçi bir hükümdar vardır; …Ya da devletin başında bir hükümdar ve yönetimi paylaşan beyler vardır..

Sizdeki hükümdar ve onun “kulları” tarafından yönetilen devletlerde, “hükümdar”ın yetkileri çok büyüktür. Ülkenin her yerinde ondan başka bir egemenlik sahibi görülmez.
Bakan ya da memur sıfatı ile başkaları bu egemenliği kullansa bile halkın onlara karşı özel bir bağlılığı yoktur….
Türk hükümdarlığı tek bir padişah tarafından yönetilir.
Diğerleri kapıkullarıdır.
Padişah ülkesini sancaklara ayırmış ve oralara valiler tayin etmiştir.
Padişah valileri istediği zaman istediği biçimde değiştirebilir.

Bu iki çeşit yönetim biçimi incelenirse, Türk hükümdarlığının ele geçirilmesinin çok güç, fakat bir kez ele geçirilirse onu elde tutmanın ise çok kolay olduğu görülür.

Türk hükümdarlığını ele geçirmekteki güçlük şuradan doğar:
Saldırmak isteyen devleti bu ülkeye çağıracak beyler olmadığı gibi halkın ayaklanması da umut, edilemez.
Çünkü herkes padişahın kulu olduğu için onları baştan çıkarmak güçtür.
Baştan çıkarılsalar bile bu fazla bir işe yaramaz.
Çünkü söylediğimiz sebeplerden dolayı halk onlarla birlikte hareket etmez.
Osmanlı devletine kim saldırırsa onu birlik içinde bulacağını hesaplaması gerekir.
Bu nedenle umudunu başkalarının iç karışıklığından çok kendi öz kuvvetlerine bağlamalıdır.
Fakat bir kez yenik düşüp ordusu bozguna uğrayacak olursa “hükümdar soyundan gelenlerin dışında” kimseden korkmaya gerek kalmaz.
Onlar da yok edilirse, diğerlerinin halk katında saygınlıkları olmadığı için artık çekinilecek hiçbir kimse kalmaz.
Zaferden önce onlardan bir şey umulmaması gerektiği gibi zaferden sonra da onlardan korkulması için sebep yoktur. (
Hükümdar, Niccolo Machiavelli, Bölüm IV)

*
Kafam hayli karıştı.
Hükümdar kimdi, “zafer”den kasıt acaba seçim kazanmak falan mı?
Ama yine de söyledikleri bana pek yabancı gelmedi.
Acaba bu Niccolo taa o günlerden bu günlerin yapısını görebilen bir siyasi kahin miydi,

Beş yüz yıl sonrasını tahmin eden bir deha mı? Yoksa hala aramızda yaşıyor ve bir yerlerden gizlice bizi mi izliyordu?
“Bütün ihtiyatlılığımla “Bunu yine konuşuruz Niccolo” dedim; “Sonra da bir gerekçe bulmuş gibi; “Galiba senin yaşadığın o günlerden bu yana bizde çok şeyler değişti…”
Niccolo bir şey demedi, sadece bilmiş bilmiş güldü.