Eski kafayla yeni Türkiye ya da başka bir düzen
 


Aziz Nesin’in “Kazık Bana Giriyor” hikâyesini bilmeseniz bile, o hikayeye adını veren bu lafını bir yerlerden duymuş olmalısınız.
Durum aynen ona benziyor şu anda memlekette.
Vatandaş henüz pek o kadar bağırmasa bile yine de içinde bir sıkıntı…
Memnuniyetsizliğini ifade edecek, ancak ne diyeceğini de pek kestiremediği için sadece “duruma” itiraz ediyor.
-“Değiştirelim!”
Yeni Cumhurbaşkanı “Yeni” dedi ya.
Yeni başbakan anlatıyor: “Yeni Türkiye…”
Yeni bakanlar bakıyorlar yeni başbakanları böyle diyor; onlar da tekrarlıyor: “Yeni Türkiye…”
Peki nasıl olacak bu iş deyince dönüyor hazretler Osmanlı tarihine: Hani bizim falan padişahımız var ya…
-Eeee…?
-İşte biz de onun yaptığı gibi…
Farkındaysanız eski kafayla yeni, yepyeni bir Türkiye vaad ediliyor.
İyi de gidelim şöyle bir 12 yıl kadar geriye…
Kimler yönetti bu eski Türkiye’yi acaba bu güne kadar?
*
Bu lafın neden icap ettiği ya da bir sürü siyaset mühendisliğinden sonra neden piyasa sürülmüş olduğunu düşünüyor musunuz hiç?
Bize kalırsa bunun nedeni “Kazık bana giriyor” hikayesindeki gibi bir incelik.
Yurttaşın içinde yaman bir sıkıntı var. Bir şeylerden canı pek yanıyor ama neden olduğunu tam bilemediği için ha bire “mevcut” duruma tepki gösteriyor.
Birileri de bunu çok iyi okuyor olmalı ki, hani çocuklara söylendiği gibi “hadi seni attaa götüreyim” dercesine, adı yeni ama ne olacağı ancak yaşandıkça belli olacak bir yerlere götürmeyi vadediyorlar insanlara.
*
Sormak lazım “İyi de neresi o yeni Türkiye dediğiniz yer?”
“mevcut”un beğenmediğiniz tarafı neresi?
“Yeni”nin nesi yeni?
Şimdilik bunun cevabı yok.
Tek bilinen şu: “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”
Yani “bu böyle gitmez”
İyi de nasıl gidecek?
Zaten her geçen gün birbirinden daha kötüye gitmekle “yeni bir dönem”e girmiyor mu Türkiye?
Gün günü, gelen gideni aratmıyor mu?
*
Şunu da soralım:
-“Yeni Türkiye” derken nasıl bir şeyler istiyorsunuz?
-Eh karnımız doysun, yarın endişesi olmasın, hak hukuk olsun falan…
İyi de kardeşim, bunlar Türkiye’nin değişmesini gerektirmiyor ki? Bırak memleket yerinde kalsın, Sen değiştireceksen sana bu istediklerini on iki yıldır veremeyenleri ve sistemi değiştireceksin.
-Nedir kafalarındaki sistem?
-İşte yüce hakan Abdülhamit Han falan…
-Aman, sakın bu “yeni” denen şey senin “kul”luğun onların padişahlığı falan olmasın?
-“…………..!”
*
Çok kestirmeden söyleyelim:
Türkiye bu gün süper gücün “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” dediği, ikide bir bölgede yeni yeni haritalar çizdiği gibi bir “yeni”ye doğru “itilmekte”dir.
Bu gayretlerin nedeni bizim kara kaşımız, kara gözümüz değil, bölgedeki ekonomik kaynakların “yeni”den paylaşımıdır.
Üstelik bu paylaşımı da kendileri yapacaklardır.
Küresel “yeni”likçiler hiçbir zaman bu bölge insanının canına, malına, ırzına değer vermezler.
Yönetimin başındaki padişahmış, kralmış, şeyhmiş diye bakmazlar.
Baktıkları tek şey senin ülkenden ve senin üzerinden ne kazanacaklarıdır.
Gözünü aç…
Bak tarımın, hayvancılığın çöktü.
Barajların boş, nehirlerinin suyu çekilirken olanı da küresel sermayeye devredecekler.
Üretimin bitti; diş pazarlarda yoksun, içerideki pazarı çoktan yabancılara teslim ettin.
Dövizin her yükselişinde yüreğin biraz daha daralıyor biliyorum.
Birilerinin serveti katlanarak büyürken bu ülkenin ve dolayısıyla senin ekonomin her yıl on milyarlarca dolar içeri gidiyor.
Bırak kendini, senin devletin bile borç bulabilmek için kıvranıyor.
“Çözülüm süreci” her gün adım adım ilerliyor.
Sırtına bir de Suriyelileri bindirdiler.
Her gün yeni bir şey “işid”miyor musun?
Sınırlar yolgeçen hanı.
Kervancılar belli, yükleri malum.
Sıkıntı çok büyük.
Eski kafayla önüne getirilecek “yeni” ancak “yeni bir sıkıntı”dır.
İlle de yeni bir şey istiyorsan önce bu adamları yenile, bırak memleket yerinde kalsın.