Nazım Hikmet / Neyi Bildirir Sayılar?



Sayılar bebelerin kundakları
Sayılar tabutları şehirlerin; 
öldürülmüş, öldürülebilecek olan
Sayılar yaklaşan bir şeyleri bildirir
Sayılar bildirir uzaklaşan bir şeyleri
Nedir yaklaşan bize?
Bizden uzaklaşan nedir?
…..
……
Büyük Şair Nazım Hikmet böyle söylüyor “Neyi Bildirir Sayılar” adlı şiirinde.
*
Kimi zaman “her şey sayıdan ibaret değil” deriz ya; kimi zaman da “hesapsız” mı geçiyor yoksa ömrümüz ne dersiniz?
Haydi gelin; alın elinize “hesap makinesi”ni, bir iki küçük hesap yapalım:
Diyelim ki İstanbul’da oturuyorsunuz ve evinizle işiniz arasındaki yolculuğunuz rant uğruna başımıza bela edilmiş o kötü trafikte; sabah bir buçuk, akşam bir buçuk saat ve toplamda üç saat sürüyor.
Gününüzün hatta ömrünüzün (3/24=) sekizde birinin böyle geçtiğini düşünmüş müydünüz?
Örneğin size İstanbul’da yetmiş yıl mı yoksa Egede seksen yıl mı yaşamak istersiniz deselerdi, İstanbul hatırına ömrünüzden on yılı bu kadar kolay feda eder miydiniz?
Diyelim ki “Ak-saray” kompleksi –haber sitelerinde haberi yer aldığı gibi- yeni ilaveleriyle birlikte 5 milyar liraya çıkacak.
Bu rakamı “Yakışır” deyip geçtiğinizde 76 milyonluk ülkemizde adam başı (5.000.000/76.000.000=) 65 liramızın, ortalama beş kişilik ailemizde (5x65=) 325 liramızın bu işe kullanılacağını; amma velakin buna elektrik faturasındaki beş liralık kayıp kaçak payına itiraz ederken veya manavın domatesi iki lira fazlaya sattığındaki tepkimiz kadar bile tepki göstermediğimizin farkında mısınız?
“Esat gitsin, Suriye’ye demokrasi gelsin” dediğimiz için boğazımıza kadar battığımız Ortadoğu’dan Türkiye’ye sığınan üç milyon Suriyeli ve diğerler için bu güne kadar beş milyar dolar harcadık.
Üstelik bu işin ne zaman biteceği, sonunda bize kaça mal olacağı belli de değilken; bu paradan bile adam başına (5.000.000.000 $/76.000.000=) 147 lira, beş kişilik aile başına 737 lira düştüğünü hesapladınız mı hiç?
2014 henüz netleşmedi ama 2013 yılı dış ticaret açığımız tam 100 milyar dolardı.
“Nedir bu?” diye merak edenler için açalım konuyu: Türkiye 76 milyonun ortak olduğu bir büyük dükkan ise, bu dükkanın alışları ile satışları arasındaki olumsuz fark.
Koyun bütün dükkanlarımızı, fabrikalarımızı, atölyelerimizi, tarımımızı, hayvancılığımızı, işçiliğimizi üst üste; alın size 76 milyonluk Türkiye dükkanı!.
İşte bu dükkan sadece 2013 yılında 100 milyar dolar açık verdi ve bu açık, birazı “özelleştirme” adı altında sermayeden yiyerek, kalanı yüksek faizli anlamına gelen “sıcak” yani el yakan borç parayla kapatıldı. 
Bu “cepten giden” 100 milyar dolardan adam başına düşen (100.000.000/76.000.000=) 1.316 $, aile başına düşen 6.579 $.
Rakamlar böyle olmasaydı, bu ekonomi sattığından çok almasaydı her ailenin cebinde ortalama olarak 6.579 dolar yani (6.579x2,24=) 14.737 lira daha kalacak, ya da aile dükkanlarımıza sadece 2013 yılında bu kadar daha fazla para girecekti.
Ya kaybedilen istihdam?
2013’te üretemeyip dışarıdan aldığımız 100 milyar dolarlık mal ve hizmet var ya; bizim insanlarımız işsiz gezerken onları dışarıdan birileri ürettiler ve bize sattılar.
Kaba bir hesap yapalım mı?
Diyelim ki aldığımız bu 100 milyar dolarlık mal ve hizmetin sadece yüzde 30’u işçilikti.
Yani 30 milyar dolarlık kısmı. 
Bölün 12’ye, dışarıya ayda 2,5 milyar dolar işçilik ödedik.
Bizim 890 liralık net asgari ücretimizin karşılığı 397 $ eder. 
2,5 milyarlık ücret ödemesi, bizim asgari ücretle (2.500.000.000/397=) tam 6.297.229 kişinin aylık ücretidir; bilmem hiç aklınıza gelmiş miydi.
Biz maalesef 100 milyar dolar dış ticaret açığı veren bu ekonomimizde tam 6.297.229 kişinin asgari ücretini yıl boyunca yabancılara ödedik.
Ya da bu ücretten çalıştırabileceğimiz bu kadar insanımızı boşta gezdirdik, sonra da sadakaya muhtaç ettik.
Nasıl bir ekonomi değil mi?
Türkiye’nin kazandığından fazlasını harcamaktan dolayı toplam dış borcunun son 12 yılda 272 milyar dolar arttığını, sırf bu artıştan dolayı “benim vatandaşım”ın çocuk-ihtiyar, işli-işsiz ayırd etmeden kişi başına ortalama 3.580 $; beş kişden oluşan aile başına 17.900 dolar yani (17.900*5=) 40.000 lira borçlandırıldığını hesapladınız mı?
Oysa bunun sadece binde biri; yani ayda 40 lira fazla aidat istenecek olsa; apartman yöneticimizin ne kadar da hesapsız para harcadığını söyleyip derhal yönetim toplantısı yapmak isteyen bizler değil miyiz?
2002-2014 döneminde toplam 62 milyar dolarlık milli servet özelleştirilmiş. “milli servet” çünkü bunların hepsi bu milletin dededen, babadan kalma malıydı; onlar bu halkın vergileriyle, bu halkın emeğiyle bir araya getirilmişti.
“Satsın anasını satayım” “devlet ticaret yapmaz” dendiği zaman bu “miras”ta her bir yurttaşın payı neydi hesapladınız mı hiç?
Yapalım hesabını: (62.000.000.000/76.000.000=) adam başı 815 $, aile başına 4.078 $ yani (4.078x2.24=) 9.136 Türk lirası.
Kalkınıyoruz, büyüyoruz dediler ama böyle bir mirası da yediler.
Şimdi 2023’e doğru Yap-İşlet-Devret projeleri var önümüzde. 
Bu projelerin toplamı 400 milyar dolar civarında.
Önümüzdeki günlerde birer birer kurdeleleri kesilecek ve sözüm ona “hazineden tek kuruş çıkmadan” yerli-yabancı yatırımcılar tarafından finanse edilecek. 
Peki o yerli-yabancı yatırımcılar buraya “yatırdıkları” paraları kimden ve nasıl geri alacak? Hiç hesabını yapıyor musunuz?
Diyelim ki 400 milyar yatırdılar ve sadece %20 karla çalışıp 500 milyar doların geri dönmesini bekliyorlar.
Bölün 500 milyar doları millete…
(500.000.000.000/76.000.000=) adam başına 6.579 $
(6.579x5=) aile başına 32.894 $ ya da bu günün parasıyla 73.684 Türk Lirası.
Bu parayı tıkır tıkır bizler ödeyeceğiz biliyor musunuz?
Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı sırasında ( Birinci ve İkinci İnönü, Kütahya, Sakarya ve Büyük Taarruz dahil) subay ve erden toplam 9.167 şehit vermişiz. Yaralı sayısı 31.173
Kıbrıs Barış Harekatlarında Kıbrıslı mücahitler dahil 568’i asker, 270 sivil toplam 838 Şehit 200 yaralı kayıp vermişken, şu köhne düzenin “fıtrat”ı gereği ve yine bildiği gibi dönsün diye son 12 yılın iş kazalarında yani 2002-2013 döneminde 31.173 kişinin öldüğünü, 31.173 kişinin yaralandığını biliyor muydunuz?
Tamam, bunlar bir yönüyle sadece “rakam, sayı” ve “hesaplama” ama; biraz da gidişin ne yönde olduğunu, bu işlerin birilerine ne kadar ucuza, bize ne kadar pahalıya getirildiğini göstermiyor mu?