Esnafın artan biçimde kepenk kapatması üzerine notlar
 




Memlekette “esnafın kepenk kapatması” haberleri günden güne artarken biz de bu konuda bir şeyler söylemek isteriz.
1.Dikkatli gözler, özellikle küçüklerinden başlayıp esnafımızın giderek daha hızlı bir tempoyla kepenk kapatmakta olduğunun farkındadırlar sanırım.
Bu durum, aslında yıllar öncesinden başlamış ama herkesin gözüne çarpacak boyutlara ulaşması şu son yıllarda olmuştur.
Gelişmeler önümüzdeki yıllarda daha da hızlanacak ve bu gün bunu hala görmeyen ya da görmemeye çalışanların da, bir gün gelecek gözlerinin önünden silinemeyecek boyutlara ulaşacaktır.
2.Kapanan her kepenk, içinde esnafın da olduğu orta gelir grubunun biraz daha eriyip yok olması, sahip ve çalışanlarının taksicilik ve benzeri daha zorlu işlere girmesi, bu alandaki rekabete giremeyenler ile bu işlerin yıpratıcı koşullarına uyamayan ya da o imkanı bile bulamayanların işsiz kalması, sonuçta sefalete düşmesi demektir.
3.Kepenk indirmeler artık hemen her ilimizde, her mahallede, her sokakta kolayca görülebilen olaylardandır. Boşalan dükkanların bazılarının bir süre sonra yeniden açılması, asla bu sürecin bazen tersine işlemesi ya da iş yeri sahiplerinin zaman zaman ticari tercihlerinin değişmesinden değil; bir başka yerde iş yerini kapatanların şansını yeni yerlerde bir kere daha zorlamasından ya da iş türünü değiştirerek bir şans daha kullanmak istemelerindendir.
Ancak yaşadıkları “gidişat” ne yazık ki bu umutlarının olumlu bir sonuca varmasına engeldir.
4. Yaşanan süreç ana hatları ile şudur:
Giderek “liberalleşen” ya da “liberalleştirilen” piyasa, sermayesi ve işletmecilik birikimi açısından nisbeten zayıf olan yerli esnafın ayakta kalmasına engeldir. “Kurtlar sofrası” haline gelen piyasaya giderek hakim olan büyük ve çoğu zaman yabancı ya da yabancı ortaklı sermaye, hem dayandığı maddi güç hem modern(!) işletmeciliğin icaplarına daha uygun hareket ettiği için rekabette açık bir üstünlüğe sahiptir. Bu iki gerçek, maalesef uzun vadede bizim esnafımızın yaşama şansını ortadan kaldırmaktadır.
5.Sermayesi azalan, tedarik maliyetleri yüksek ve dolayısıyla “verimliliği” ayakta kalmaya bile yetmeyen esnaf, eğer son bir gayretle kendini büyük alış veriş mağazalarının (AVM) çatısı altına atamıyorsa, ya doğrudan kepenk indirmekte, ya daha ucuz semtlere taşınmakta veya bir süre için daha mütevazı bir işletmeciliğe razı olmaktadır. Dikkat edilirse, bu süreçte esnafımızın vitrinleri giderek daha seyrekleşmekte, rafları deterjan, tuvalet kağıdı, meşrubat ve benzeri standart ya da değeri düşük mallarla dolmaktadır.
6.Esnafın son bir hamleyle AVM’lere taşınan kesiminin eşiği atlayabildiği düşünülebilir mi?
Ne yazık ki böyle olmadığını gösteren pek çok işaret var.
AVM’lerin pek çoğunun yabancı sermayeli olmaları ya da kuruluşlarında dövize endeksli banka kredisine, yabancı sermayeye duyulan gereksinim, çoğunun dükkan kiralarını döviz cinsinden istemelerini getirmiştir.
AVM sahiplerinin bunu istemesi kendi çıkarlarını koruyabilmek açısından haklı görülebilir ama onların kiracısı olan esnafın bu koşullarda ticaret yapmaları çok kolay olamamaktadır. Bu gün AVM esnafının çoğu neredeyse kiraya çalışmaktadır. Belki hemen bırakması gerekenler, genellikle kayıt dışı ya da geri alınması çok tartışma yaratabilecek biçimde işe bağladıkları “hava paralarını” kurtaramayacakları, bu paralarını makul bir zararla bile geri alamayacakları için direnmeye çalışmaktadırlar.
7.İstatistikler ve meslek odalarından alınan bilgilere göre Türkiye’de irili ufaklı 1.800.000 dolayında “esnaf” bulunmaktadır.
Bu esnafımızın içinde bulundukları açmaz iktidarın da bilgisi dahilinde olmalıdır ki, “referandum öncesi” hükümetçe yapılan kampanyada kendilerine 50.000 liraya kadar ve faizsiz kredi müjdesi(!) verilmiştir.
Bu krediyi sonuçta kaç işletmenin kullanabildiğini bilemiyoruz ama şu hesaplama ortadaki gerçeği itiraf ediyor:
İktidar partisi, 460.000 esnafın kredilendirilebileceğini bildirmiş ve bunu siyasi kampanyasında kullanmıştır. İrili ufaklı esnaf sayısı 1.8 milyon olduğuna göre, 460.000 esnafa faizsiz kredi müjdesi(!) verilmesi, toplam esnafın (=1.800.000/460.000) yüzde 25’inden fazlasının buna sevineceği(!) düşünülmüş olmalıdır.
Demek ki kabaca her dört esnaftan biri hükümetçe de sıkıntılı ve ciddi bir desteğe muhtaç olarak görülmektedir.
Devam edelim:
Peki bu sıkıntı zaten işi esnafa, işletmelere kredi vermek olan bankaların doğal uygulaması değil miydi? Esnaf gerektiğinde kredi kullanamıyor muydu? Bu neden bir müjde(!) olarak düşünüldü?
Öyle düşünüldü, çünkü hükümetin böyle bir kampanyası(!) olmadan bankalar kendilerini “kredi verilebilir” gibi de görmüyorlardı.
8.Verilen krediler kepenk kapatmaları önler mi?
Asla önlemez, sadece bir dönem “taşıma su” işlevi görür. Çünkü bu işletmelerin içinde bulundukları sıkıntı sermaye yetersizlikleri değil, giderek verimliliklerinin düşmesi, kârsızlaşmaları, yukarıda değindiğimiz nedenlerle giderek daha da kaybetmekte olmalarıdır. Alınan o krediler başta birikmiş borçlara kapatılarak en fazla alacaklı bankaların alacak tahsilatını hızlandırmış ama esnafı bir de bu kredi yüküyle bir kademe daha ağır yük altına sokmuştur.
9.Esnafın kepenk kapatması piyasada ya da ekonomide nasıl bir tablo ortaya çıkarıyor?
Geleneksel esnafın kepenk kapatması ile elbette ülkede ticaret durdurmayacaktır. Giderek artan, göç eden nüfus, özellikle batıda ve büyük şehirlerde tüketimi yükseltiyor bile denebilir.
Ancak bu tüketim dolayısıyla bir yerlerden alışveriş etmek zorunda olan tüketici ya da müşteri, giderek her gün biraz daha büyük sermayenin eline geçmektedir. Bu anlattığımız durum AVM’lerin sıkıntıları ile çelişik gibi düşünülebilir. Değildir, müşteri yine AVM’lere gitmekte, yine oralardan alış veriş etmekte ama bu ticarette kazanan oranın esnafı da değil, kiraları toplayan mal sahipleri olmaktadır.
10.Bunun yanı sıra iki başka gelişme de şudur: Gerek AVM’lerde ve gerekse dışarıda müşteri artık belirli büyük “markalı mağaza”larda toplanmaktadır.
Tüketici, etrafta rekabet edecek yerel esnaf kalmamış olması, esnafın yapamadığı uzun taksit imkanları nı en çok büyük marka mağazaların kullandırması dolayısıyla bunlara yönelirken artık hiç itiraz şansının kalmadığı “fiyat”lara da razı olmak durumundadır.
Bu konudaki ikinci gelişme, büyük mağazaların bile mekan kirasından tasarruf etmeleri, genişlerken yer sorunu çekmemeleri için bu günlerde internet mağazacılığına başlamış olmalarıdır.
Peki bizim esnafımız da bunu yaparak verimi arttırabilir mi diye düşünelim:
Yapamaz, çünkü hem küçül sermayesi ve düşük iş hacimleri nedeniyle bankacılık sektörünün ilgisine mazhar olamaz hem müşteriye o markalar kadar kolay ve etkili biçimde ulaşamaz, müşterisinde aynı güveni sağlayamaz.
Son olarak:
Bütün bunlar sadece esnafımızın derdi mi?
Hayır, bizim de… Çünkü bu gelişmeler piyasanın giderek yerli/yabancı büyük “marka”larının ellerine geçmesine, biz tüketicilerin artık kendimizin değil, sadece ve sadece onların dünyanın her hangi bir köşesinden seçip getirdikleri ve istedikleri gibi fiyatlandırdıkları malları almak zorunda kalmamızı getiriyor.
Haydi bir kaç da örnek vererek bitirelim:
Siz market raflarındaki; örneğin pirincin, örneğin kuru fasulyenin, örneğin kırmız biberin, cevizin, karpuzun ne olup, dünyanın neresinden nasıl seçilip ithal edildiğini bilebiliyor musunuz?
Merak ederseniz girin internete, herhangi bir cinsin adını ve yanına “ithal” kelimesini yazın…
Bakın görün market rafında elinizi attığınız o ürün sizin için taa nerelerden seçilmiş de onca yollardan getirilip "siz bunu yiyeceksiniz" diye “önünüze konmuş”.