Batar mıyız acaba biz şimdi?




"Ol mahiler ki derya içredir de deryayı bilmezlermiş"-Hayalî

Yağ kuyruğunda sohbetteyiz ya; önümdeki adam saf saf soruyor:

“Batar mıyız acaba biz şimdi?”

Ne diyeyim ben bu arkadaşa ki?

En iyisi lafı bir yerlerden dolaştırıp, başka şeylerden söz eder gibi yaparak kalbini kırmadan anlatmak.

Bak kardeşim; Hani kalkan balığı var ya şu bildiğimiz kalkan balığı…

İşte onun ömrü o engin denizlerde geçer de hiç batmaz biliyor musun?

“Hiç düşünmemiştim, neden?”

E, zaten hep diptedir, kumun üzerinde yatar, artık batacak yeri yoktur da ondan!

*

Ben adamın kalbini kırmamak için işte böyle oradan buradan örnekler bulup “dipte gezen nasıl batar ki?” gibisinden, meramımı anlatmak değil de “sezdirmeye” çalışırken bir sayın bakanımız bu işi, paranın değeri üzerinden giderek “dank” diye bir çırpıda söyledi:

“Türk Lirası en düşük durumda, daha ineceği bir yer yok, vatandaş rahat olsun”

Epeyce rahatladım vallahi.

Biz bir türlü yapamıyoruz işte, ama yapanı da takdir etmek lazım:

“Harbîlik” başka bir şey!

O halde bundan sonrasını rahat rahat anlatabilirim:

Türkiye ne yazık ki şu küresel ekonomi okyanusunun çeşitli derinliklerinde yüzen irili ufaklı balıklara görece aynen bir kalkan balığı gibi suyun dibinde yaşamaktadır.

“Peki kumdan kalkıp yukarılarda da yüzer mi?”

İşte asıl konuşulması gereken konu da bu.

Çünkü bugün “battık” denen durum, ekonomi diliyle söylediğimizde “düşük bir refah seviyesi” demek ise, buradan yukarı çıktık diyebilmek için de o “müreffeh” yani yaşam seviyesi bizden daha yüksek olanlarla aynı düzeye gelmiş ya da geliyor olmak gerekir.

“Peki biz de boş durmadığımıza göre bir gün ilerleyip ilerleyip oralara gelebilir miyiz?”

“Geliriz tabii, neden olmasın?

Geliriz tabii ama ufak bir sorun var; biz bir adım atarken o gelişmişler bulundukları yerden üç adım daha atıyorlar ileriye doğru. Dolayısıyla, sözümona biz de ilerliyoruz ama bu durumda aramızdaki mesafe giderek açılırken bir başka durum çıkıyor ortaya:

Giderek onlardan daha da gerilere düşüyoruz.

İşin özü de bu.

Şimdi sen söyle bakalım; sence biz ilerliyor muyuz yoksa geriliyor muyuz?”

Olay aynen bu… Önde gidenlerin hızıyla ilerlemeyen herkes aslında gerilemekte, giderek diğerlerinin daha da gerisinde kalmaktadır.

Peki neden böyle?

Onu da söyleyelim: Bu ilerleme ve refahı daha da ileriye arttırma denen şey; -günün birinde yerin dibinden kuvvetli bir petrol falan fışkırmadıkça- her şeyden önce “para kazanma” meselesi.

Yani kazanacaksın ki canının çektiği her şeyi yiyesin, canının istediği her malı alasın ve sonra da “bayağı kalkındık” diyeceksin değil mi?

Gerçi parayı bulmakla kalkınmak arasında da bir fark var ama hadi şimdilik “sadece parayla kalkınma olsaydı en çok araplar kalkınırdı” diyerek onu bir kenara bırakalım.

Parayı nasıl kazanacaksın?

Sana kimse bedavadan vermeyeceğine göre “para eden bir şeyler üretip birilerine satarak” değil mi?

Hatta çok para eden bir şey üreteceksin ki çok para kazanasın.

O çok para eden şey nasıl üretilir peki? Şimdiki gibi domates-biber, konfeksiyon, terlik-pabuç üreterek olur mu mesela?

Olmuyor tabii…

Hadi bir yerlerden borçlanıp sermayeyi buldun ama; bak bunun eğitimi var, teknolojisi var, araştırması-buluşu var, var oğlu var… değil mi?

O zaman cevabı burada arayacaksın:

Sen eğitilmiş adam lazım değil demiş eğitimi ihmal etmişsin,

Bize teknoloji, bilim lazım değil demişsin olmadık işlere kaymışsın,

İşten anlayanı dışarı kaçırmışsın,

“Paramız var ki ithal ediyoruz” deyip üretimi dışardan mal getirtmek sananlara teslim etmişsin…

Hadi buyur bakalım; ne satacak, ne kazanacak ve o refahını nasıl arttıracaksın?

……..?

Hani sorguya çektiği general Napolyon’a harbi pek çok sebeple kaybettiklerini anlatacakken “Birincisi, barutumuz bitmişti” dediğinde Napolyon da generale “Tamam tamam, gerisini anlatmana gerek yok” demiş ya.

Aynen o hesap:

Üretecek teknolojin yok, eğitimli insanın yok. Geliştirmiyor ve olanın da değerini bilemiyorsan; hele üretime de meylin yoksa ne üretip ne satacak, ne kazanacak ve sonra da nasıl kalkınacaksın ki?

Sonra farkında mısın, bizde her seçim öncesi mutlaka bir yerlerde acaip petrol bulunur, gaz çıkarırız falan…

İşte onlar bizim bu durumumuzda bize umut verecek ve galiba kalkınacağız dedirtecek tek olasılıktır. Üretip kazanacak öyle kalkınacağız diyemeyen politikacılar da sadece bunu iyi bilip gerisini karıştırmazlar...

Demek ki daha fazlasını anlatmaya da anlamak için kafa yormaya da gerek yok.

Bak adam nasıl da söylemiş harbiden “Türk Lirası en düşük durumda, daha ineceği bir yer yok, vatandaş rahat olsun” diye.

Ne diyelim, rahat olabilen varsa ona “Allah rahatlık versin”

Biz olamayanların işi zor.