Para, palavra ve siyaset

Bir şey anlatırken onu inandırıcı kılmanın yollarından biri de o konuda bazı sayılar vermektir.
Hele biraz daha ileri gider ayrıntılı sayılar verirseniz inandırıcılığınız daha da artabilir.
Nereye kadar?
Her sayısal ayrıntı mutlaka inandırıcı olabilir mi?
Örneğin falan yerde 18 bin 200 kişi toplandı gibi …
Karşınızdakiler inanmaya razı ise sallayın sallayabildiğiniz kadar nasıl olsa yiyene kaymaklı ekmek kadayıfı gibi gelecektir.
Peki ya yemeyene?

Bir toplumda inandırıcı olmak, geniş kitlelerin güvenini kazanmak zor iştir.
Kırk gün doğru söyler kırk birinci gün bir sallarsanız… o kırk günün getirdiği bütün itibarı kaybedersiniz.
Aynen üniversite sınavının testlerinde olduğu gibi.
Bir farkla, orada dört yanlış bir doğruyu götürürken burada bir yanlış, eğer varsa kırk doğruyu bir anda götürür.
Yani maliyeti çok yüksektir.
Bazı politikacılar sallarlar.
Sallama diyebilir misiniz?
Söz hürriyetinin olduğu yerde elbette sallama hürriyeti de olacaktır.
Hele insanların “sallama da olsa” duymak istediği konularda sadece sallayan bir politikacıya elbette “yok hemşerim” bu yaptığın yasaktır denemez.
İşin kötüsü, bu sallamalar sandıktan çıkana kadar sürer de iş işten geçerse dövünmekten başka bir şey kalmaz o kafa sallayanlara.
Kurnaz politikacılar, kendi lehlerine sallama işini bazen başkalarına bırakırlar.
Olur ya, birileri çıkar da o sallananları açık ederse diye.

Ziya Paşa ne de güzel söylemiştir:
Bil illeti, kıl sonra müdavata tasaddi,
Her merhem her yareye derman mı sanırsın?
En ummadığın keşfeder esrar-ı derunun,
Sen herkesi kör âlemi sersem mi sanırsın?
Bu günkü Türkçeyle söyleyecek olursak:
Hastalığın ne olduğunu bil de tedaviye öyle başla
Her merhem her yaraya derman mı sanırsın?
En ummadığın kişi bile senin içinin sırlarını keşfeder
Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?

Geçen gün, inandırıcı olduğuna inanmaya çalıştığım, adeta sözcüm gibi gördüğüm bir gazetede gözüme çarpan köşe yazısında politikacının birinin halk tarafından ne kadar çok sevildiği anlatılırken “biraz araştırılınca 8750 kişiyi umreye gönderdiğinin öğrenildiği” yazılıydı.
İtibar kendisine olduğuna göre herhalde kendi kesesinden yapmıştır.
Önce Ziya Paşa’nın ünlü dörtlüğü geldi aklıma sonra Paşa’nın lafı eksik gibi geldi, kendi kendime ekledim:
“Sen alemi hesap bilmez mi sanırsın?”
Sonra da kendi hesap bilgimle sınadım:
Bir kişinin umre masrafı en az 700 Euro olduğuna göre 8750 kişinin umre masrafı kaç para eder?
Çarptım: 6.125.000 Euro çıktı.
Bizim paraya çevirdim: tam 13.475.000.000,00 TL. (Onüç trilyon dörtyüzyetmişbeş milyar)
Peh.. peh.. peh…
İnanamadım.
Ya başka sevapları da varsa?
Acaba benim hesabım mı yanlış, böyle yazanın mı?
Kese mi çok büyük, benim ölçülerim mi çok küçük?
Şaştım kaldım.