
Vergiyi anlamak
Vergiyi anlamak hayli zor gibi. Uygulamacıların
bile, neyin nerede yazılı olduğunu, yasa koyucunun ne demek
istediğini kolayca anlayamadığı metinlere bakıp da, bu konularda iyi
kötü bir fikir sahibi olmak kolay değil. Vergi yasalarını, onlara
dayanılarak çıkarılan Bakanlar Kurulu kararlarını, sonra her ikisine
dayanılarak çıkarılan tebliğleri, sonra tebliğleri açıklamak için
çıkarılan sirkülerleri, sirkülerlerle anlaşılmayan konularda
idareden istenen özelgeleri, yargının kararlarını ve hepsine yorum
getirmek için yazılan teknik kitapları okumaya kalksanız içinden
nasıl çıkacaksınız? Oysa sizin bir vergi ödeyen ya da vergi konusu
tartışıldığında düşüncesini söylemek isteyen biri olarak anlamak
isteğiniz, kısaca "vergi artınca ne oluyor, azalınca ne oluyor" ya
da "bu vergilerle devletin yükü kimin sırtından alınıp kimin sırtına
bindiriliyor" gibi “yalın” bir soru değil mi? Kitapta işte bu
anlatılmaya çalışılıyor.
Bu kitap için kim ne
yazdı? Hürriyet (Yalçın Bayer)
Cumhuriyet (Deniz Som) Yenişafak
|

Kayıtdışı
Kayıt dışılık hakkında pek
çok şey söyleniyor. Resmi açıklamalara göre bile ekonomimizin
yarısı kayıt dışı dönüyor. Bu müthiş bir oran. Kaba bir hesap
yaparsak 2008 yılında 520 milyar dolar olan gayrı safi milli
hasılanın yarısının yani 260 milyar dolarlık işlemin "açıktan"
yapıldığı anlamına geliyor. İyi de kayıt dışı işlemleri bu kadar
büyük bir ekonomide bunları kimler alıyor, kimler satıyor ve kimler
kazanıyor? Avrupa Birliği, bu kadar kayıt dışılıkla sizi aramıza
alamayız diyor. Çağdaş dünya bu kadar kayıt dışılığı bir türlü kabul
edemiyor. Hepsini bir tarafa bırakalım, bu kadar kayıt dışılık
arasında sağlıklı ekonomik kararlar alınabilir mi? Dengeli bir vergi
politikası uygulanabilir mi? Gelir dağılımında adalet sağlanabilir
mi? Bu kadar kayıt dışılık varsa ne yapmalıyız? kayıt dışını nasıl
okumalıyız? "Vurun kaçakçıya" diyerek kayıt dışı ile mücadele
edilebilir mi? Bu konuda ne yapıyoruz, ne yapmıyoruz? Kitapta
bütün bunlar anlatılıyor
Bu kitap için kim ne
yazdı?
Hürriyet (Yalçın Bayer)
Referans (Jale Özgentürk) |

Bir vergi kaçakçısının günlüğü
Bu kitap, “Vergiyi Anlamak”
ve “Kayıtdışı” ile birlikte bir üçlünün sonuncusudur. Vergi, okura
sıkıcı ve çok teknikmiş gibi gelen bir konu, belki de bu nedenle
gerektiği gibi tartışılmıyor. Bundan dolayı bir de bu türde
anlatılmak istendi ve ilk iki kitaptan farklı olarak roman türünde
yazıldı. Her üç kitapta da anlatmak istenilen,
ekonomimizin çarpık düzeni ve onun kayıt dışı işleyişidir. Ne yazık
ki bu konularda çok şey gösterildiği gibi değil. Sözüm ona “az
kazanandan az, çok kazanandan çok” gibi sloganlar, “az kazanandan
az, çok kazanandan çok az” biçimine dönüşmüş durumda. Böyle işleyen
vergi düzeninin ülkedeki gelir dağılımını giderek daha fazla
bozması, üretim ve istihdamın önünü tıkaması, sade yurttaşı canından
bezdirmesi ve bu yanlışları ile aslında kendi kendini açmaza sokması
şaşılacak bir sonuç sayılmamalı. Romanın başkahramanı, işte bu düzen
içinde hayatını kazanmaya çalışan bir küçük esnaf. Olaylar ona bir
ara işini büyütme, yanında çok sayıda insan çalıştırma ve üretimini
yurt dışına satma şansı verse de içinde bulunduğu koşullar kısa
zamanda karşısına dikiliyor. O, bunlarla boğuşurken bir yönden
bakıldığında da bir vergi kaçakçısı. Günlüğünü okurken ya kendinizi
ya da ticaretle, üretimle, dışsatımla uğraşan bir yakınınızı onun
yerine koyun ve kendisi hakkındaki hükmünüzü öyle verin. O bir
kaçakçıysa, O bir yüzsüzse hiç acımayın. Yok, bunu diyemeyiz
diyorsanız, o zaman onu bu duruma düşüren koşulları bir tartışın
etrafınızla. Siz bunun tartıştığınızda kitabın yazarı da amacına
ulaşmış olacak.
|

Kral Çıplak
Halk Çıplak
Bir ülkenin kralının fikren çıplaklığı ile halkın çıplaklığı arasında önemli
bir bağ var.
Üzerine ne giyerse giysin, hatta birileri ona ne giydirirse giydirsinler,
kafadaki çıplaklığın örtülmesi mümkün değil.
Ne kadar saklanırsa saklansın o çıplaklık gün gelir bütün açıklığıyla, hem
de olmadık bir zamanda ortaya çıkıverir.
Başlarındaki kralları çıplak olan halkların çıplak kalması ise doğaldır.
Çünkü kendi çıplaklığını aşamamış bir kralın yönetimi altındakileri ve
halkını donatacağını beklemek bayağı saflık olur.
Bütün mesele çıplak bırakılmış halkın kendilerini donatamayan krallarının
çıplaklığını bilmemesi, bilenlerin ise bir türlü anlatmaması ya da
anlatamaması.
Bu kitap, masal ustası Andersen'in ünlü öyküsünden hareketle bu gün
yaşananlara mizahi bir yorum getiren öykü ile başlıyor ve yine istihdam,
vergi düzeni, ekonomimizin durumu gibi halkımızın birebir cebini
ilgilendiren konulara değinen yazılarla devam ediyor. |

Vergiyi Tabana
Refahı Tavana
Vergi politikası anlatanların dilinden düşmeyen “Vergiyi tabana yayma”
söylemleri beni her zaman endişelendirmiştir.
Çünkü hep anlatırlar da bu “taban”ın kimlerden olduğu konusuna pek
girmezler. Diğer taraftan sıra “Refahı tabana yayma” ya gelince aynı
ağızların kastettiği ise açıkça alt gelir guruplarıdır.
Bunun daha farklı anlaşılması pek olası değil. Çünkü bu konuda ağzından bal
damlayanlara tam o konuştukları sırada sorsanız,
“Tabii ki tabandan kastımız garip gurebadır, fakir fukaradır. Biz zaten
onların refahını arttırmak için bu yollarda değil miyiz” falan
diyeceklerdir.
Peki, bu taban denen ne menem şeydir ki üzerine iyi şeyler yayılırken hep
alt gelir gurupları anlaşılıyor da vergi yükünü arttırmak anlamında
kullanıldığında başka kesimlerin anlaşılması bekleniyor?
Bizce bu “muamma”yı çözmenin en kolay ve etkili yolu “Vergiyi tabana yaymak
gerekir” diye söze başlayanlara “pardon, bu taban hangi tabandır” diye
açıkça sormak .
Kitap bu konulardan söz eden bir makale ile başlıyor. Sonra hayatın akışı
içinde karşımıza çıkan pek çok taban-tavan ilişkisine ve tabii ki
çelişkisine değiniyor. |